büyümek gerek

Ağlayan çocuk veda edip cansever büyümek gerek

illüstrasyon: bruno amadio

şimdiki ben; çocukken başkaları tarafından yaratılan ben. vedalaşmanın vakti geldi çocuk benle.

kendi yarattığım adam kendi adımları ile yol almalı. ağır gelecek, zor gelecek, acı verecek.

hoşçakal...

...

çünkü her şey eskiye kaldı, anılar bile
her şey, ama her şey eskiye kaldı
vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına.

...

e. cansever

 

 

 

saate bakmak

varsın her şey sonraya kalsın
sonraya, en sonraya
sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil.
bir papatya ne kadar uzağı görebilirse
o kadar yakın kalplerimiz birbirine
ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik
kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik
kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık
kapıları açarken birbirimize ağladık.

(ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
sahi ne kadar da çok severmişiz
yıllarca, yüzyıllarca öpüştük
sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk
istersen bu gece burada kal, dedik
sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
iyi bildiğimiz ne varsa yaptık, ayrıldık
ortada
her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)

köşedeki tütüncü silaha çevirdi sigaralarını
ödemesi çok güç sigaralara
manav yarı anlamlı güldü biz geçerken
eriklerden, çileklerden, o canım kirazlardan bile utanmadan
hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan
hani rengi içimize göre değişen: mor, mavi, pembe, sarı
ilk defa merhaba dedi bir balıkçı
çırparaktan elindeki suyu ölgün bizlere
sigarası dudağında:merhaba!
ya peki biz ne dedik, ne dedik
yoldaki bir taşı şöyle bir kenara koyduk
yakamıza rastgele bir çiçek iliştirdik
su satılan dükkanlara baktık ,yüzümüz cam cam ışıdı
ve leylak kokuları gibi kendi kokumuza uzandık
köşeyi döndük, bütün köşeleri hızla döndük
su birikintilerinin ağaçlandığı eski bir sokağın tarihinde
şöyle yazdı:
her şey sonraya kaldı.

ey ayaklarımızın dibindeki yoksul gül
gölgesi yüreklerimizin
öfkemiz sevgiye benziyor şimdi, sevgimiz öfkeye
ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor
çıplak ölüler
birbirine kenetlenmiş ölüler halinde.

bir otobüse biniyoruz, sahiden biniyor muyuz
söyle, nerde “göğe bakma durakları”, nerde
birinin elinde gazete ve süt
gazete mi, evet gazete
bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor
paramızı veriyoruz, üstünü alıyoruz, bozuk paralar
cebimizde nikel
cebimizde sarılmış ölüler halinde.

her şey bir hızlı adım olmamaya
ama gün gibi taptaze bir umut gözlerimizde
saatlerimize bakıyoruz hiç yoktan
çok uzaklara bakmaktır, diyoruz, durmadan saate bakmak
yemyeşil bir su takılıyor akrebe, bir çavlan
yüzü akide gibi parlayan bir gün takılıyor yelkovana
anılardan anılardan çoktan vazgeçtik
yaşadığımız bugün nasıl
güzelliğimiz hangi güzellik.

biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da
acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz
belki bir hazırlık bu başka yazlara
yakın yazlara, uzak yazlara
çünkü her şey eskiye kaldı, anılar bile
her şey, ama her şey eskiye kaldı
vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına.

edip cansever

Pazartesi, 03 Mayıs 2010 12:02 tarihinde güncellendi
 

Yorumlar  

 
#4 sultan 2010-08-17 20:22
Günlüğünüz,foto ğraflarınız ve dansınız izlerken her hissi yaşatıyor insana kısa sürede olsa bulunduğu yerden alıp farklı bir yaşama götürüyor ben tarzınızı,sizi hayranlıkla izliyorum ve birgün mutlaka sizden Tangoyu BU MUHTEŞEM PAYLAŞIMIN eğitimini almalıyım diye umut ediyorum bir kez daha saygıyla alkışlıyorum sizi.Şansınız hep açık olsun...
Alıntı
 
 
#3 ceren 2010-05-11 20:49
öyle sanıyorum. hayatların tüm bu farkındalıktan sonlandığını falan.. yaşamın profesyonelinin ancak ölüme terfi edeceğini sonra. her türlü ölüm.. aşkın, heyecanın, bedenin ölümü bilmiyorum aklınıza ne gelirse. şimdiden çok yorgun ve umutsuzum anlayacağınız. neyse öyle ya da böyle büyümek gerek sırf gerektiği için olmasa bari. sağolun.
Alıntı
 
 
#2 irfan 2010-05-08 20:26
asıl şaşırtmazsa şaşarım. büyüyünce insanlar şaşırmaz mı sanıyorsun?
Alıntı
 
 
#1 ceren 2010-05-06 21:22
mükemmel. bir tek gün acelesiz sabahlara uyanıverseydik ..derken bile acelem var.. cansever kitaplarıyla uyumak istiyorum. müzik evrensel değildir dedi bugün anlamsız biri. şiire ne derdi kim bilir.. iyisi mi hiçbirimiz bilmeyelim. her mısrasında karambol kahvesinde rakı içer gibi oluyorum. içmediğim rakının düşünü kuruyorum. neyse size çok saygı duyuyorum, söylemiş miydim. haliniz yok ama şiiriniz var. şaşırıyor musunuz sahi hala hocam?.. sizi şaşırtıyor mu yaşam?
Alıntı
 

merak edip gelmişler

Şu anda 1 ziyaretçi çevrimiçi

takiptekiler

değiştir ve yarat

kalemi güçlü derler ya, ondan

ara ya da arama